Yöremizde ve yaylalarımızda turizmin gelişememesinin en önemli nedenlerinin başında tesis yokluğu gelmektedir. Bırakın oteli, doğru dürüst yemek yiyecek lokanta, hatta gidecek tuvalet yok.
Turizm bölgesi ilan edilen yaylalarımızın dahi bu konuda durumu içler açısı. Son yıllarda yapılan çalışmalarla yaylalarımızın yol, su, elektrik gibi alt yapıları eskisine nazaran iyi duruma getirildi ama tesis yokluğu turizmin gelişmesinin önündeki en büyük engel olarak karşımızda duruyor.
Hadi turisti getirdiniz, nerde yemek yedireceksiniz, hangi tuvalete sokacaksınız, hangi otelde ya da tesiste yatıracaksınız? Yok yok yok! Hiçbiri yok!
Bugün yaylalarımızda kasapların verdiği lokanta hizmeti içler açısı. Adam eti satırla baltayla parçalayıp, kanlı ve yağlı önlüğüyle isten pastan kapkara olmuş ızgaranın üstüne gelişigüzel atıyor. İştah mı kalır insanda. Eti doğru dürüst işleyemediği içinde şansınız varsa ve iyi tarafı gelmişse yersiniz. Bana bugüne kadar hiç iyi tarafı gelmedi. Çünkü eti ziyan ediyorlar.
Peki eti neyle yiyeceksiniz?
Ekmeği fırından, salata sebzesini, içecek suyu, meşrubatı, ayranı bakkaldan alıp kendiniz masanızı hazırlayacaksınız. Yani hizmet sıfırında altında. Mangal başında isin dumanın içinde becerebilirseniz karnınızı doyuracaksınız.
Hadi başardınız. Yediniz, doydunuz. Elinizi yıkayacağınız lavabo ve tuvalet nerde? Muhtemelen kasabın etleri doğradığı tezgahın arkasında ve uydurma bir yer. Çoğu pis ve karanlık. Elinizi yıkamak için sıvı sabun bulursanız çok şanlısınız. Genellikle bulaşık deterjanı ya da krem deterjan olur. Bunları da başardınız diyelim elinizi neyle kurulayacaksınız? Baskısız gazete kağıdı ya da doğrudan gazeteyle.
Ne bu ya, Fear Factör programı gibi. Ama maalesef durum bu. Şimdi siz kalkıp burada turizmden turistten bahsedebilirmisiniz?
Evet Karadenizimiz çok güzel. Yaylalarımız dünya cenneti. Doğal kılima. Amaaaa…
Aması şapkalarımızı önğümüze koyup yeniden düşüneceğiz. Turizmi başarmış bölgelerimizi inceleyecek ve turizme bakış acımızı değiştireceğiz. Öyle turist gelsin demeyle olmuyor. Kaliteli ve temiz hizmeti yerine getirebilecek tesisler inşa edeceğiz. En önemlisi eğitim ve denetim mekanizmasını hayata geçireceğiz. Yeterlilikleri belirleyip uymayanlara kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Yani mevcutlara çeki düzen verirken yeni açılacakları da kurallara uymaya zorlayacağız. Memnun ayrılan çevreden ve gördüklerinden rahatsızlık duymayan turist bir daha gelirken en iyi reklam elçimizde olacaktır.
Ve turizm teşviklerini hayata geçireceğiz. Güzel projelerle gelenleri devlet desteği, yer tahsisi, uygun turizm kredisiyle destekleyeceğiz. İşte bunları yaparsak turizm gelişir ve güzelim Karadeniz yaylaları da turizmden paylarına düşeni alabilir.
Ondan sonra yaylalarımız ve doğamızın farkına varıp uygun etkinlik ve sporlarla cazibe merkezi haline getireceğiz. Neden Bektaş yaylası kış sporlarının yapıldığı, kümbet yaylası toplantı ve seminerlerin yapıldığı bir kongre merkezi haline gelmesin. Neden Paşakonağı yaylası doğa aktivitelerinin yapıldığı ve oksijen terapi merkezi olmasın. Bicik yaylası safari alanı olmasın. Olsun hepsi olsun ama dediğim gibi turizme ve yaylalarımıza bakış acımızı acilen değiştirmemiz lazım
Çarpık yapılaşmadan ve insanımızın çevreye karşı duyarsızlığından hiç bahsemiyorum. Yahu insan kendi çevresine bu kadar mı düşman olur. Önüne gelen herkes dört duvar çevirmiş yaylada kendine ev diye hiçbir kategoriye girmeyen garip yapılar yapmış. Estetikten olabildiğince uzak ve olabildiğince çirkin. Senede belki 5 gün belki 10 gün kalınan barınaklar. Buna da dur denmeli izinsiz plansız olanlar gerekirse yıkılmalı. Yapılanlar ya da mevcutlar çevreye ve doğaya uygun planlanıp çeki düzen verilmeli…
Daha yazılacak çizilecek o kadar çok şey var ki bu konuda sayfalara sığmaz. Şimdilik bu saydıklarımızı yerine getirebilsek yeter.
Bakışımızı ve anlayımızı değiştirmediğimiz sürece Karadenizde turizmden ve turistten bahsetmeye gerek gerek yok…